Türk Medeni Kanunu

Genel okan

Türk Medeni Kanunu, Atatürk devrimlerinin temeli, dinsel hukuk düzeninden laik hukuk düzenine geçişin belgesi, bir hukuk ve uygarlık anıtı olarak kabul edilmektedir.

Türk Medeni Kanunu, kısaca Medeni Kanun’un geçmişi 1923 yılına dayanmaktadır.

Atatürk, 1923 yılında Bursa’da halka yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu:

“Yeni Türkiye, ne zamana ne de ihtiyaca uymayan mecellenin hükümlerine bağlı kalamaz. En uygar uluslar derecesinde hukuk kurallarımızı da iyileştireceğiz. Yüz sene, beşyüz sene, bin sene evvel yaşayan bir toplum için yapılan yasalarla bugünkü toplumu yönetmeye kalkışmak gaflettir, cehalettir.”

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, kişiler ile eşyalar arasındaki ilişkileri düzenleyen “Mecelle” adında bir kanun vardı. Ancak Mecelle, Hanefi mezhebine göre düzenlenmişti. Bu kanunda aile ve miras konuları düzenlenmemişti.

Peki mecelle neydi?

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1868-1878 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından derlenen İslami özel hukuk (medeni hukuk) kuralları kodeksidir. Osmanlı İmparatorluğu‘nun son yarım yüzyılında şer’i mahkemelerde hukuki dayanak olarak kullanılmıştır. Bir giriş 16 bölümden oluşur ve 1851 madde içerir.
Mecelle kendi çağında 13 yüzyıllık İslam fıkıh geleneği üzerinde inşa edildiği halde, maddeler halinde düzenlenmiş analitik ve pozitif bir hukuk sistemi oluşturma çabasıdır.

99 genel hukuk ilkesini içeren giriş bölümünden sonra Mecelle şu konulara değinir: Büyu’ heeeİcar (kira), Kefalet, Havale, Rehin, Emanet, Hibe, Gasp ve İtlaf, Hacir, İkrah ve Şuf’a, Enva-ı Şirket (ortaklık çeşitleri), Vekâlet, Sulh ve İbra, İkrar (borcu kabul etme), Dava, Beyyinat ve Tahlif (kanıt ve delil), Kaza (yargı).

Örneğin: Alması memnu olan şeyin vermesi dahi memnu olur. Alması hukuka aykırı olanın vermesi de hukuka aykırıdır.

Cumhuriyet’in kuruluşu ile yeni bir devlet yapısı oluşturulurken varolan hukuk düzeninin iyileştirilmesi, çağdaşlaştırılması amaçlanmıştı. 1923′de Adalet Bakanlığı bünyesinde, başta Mecelle olmak üzere temel bazı yasaları yeniden düzenlemek üzere iki komisyon oluşturuldu.

Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulan bu komisyonların çalışma yöntemlerini belirleyen yönetmelikte, komisyonların yeni düzenlemeler için önce fıkıh hükümlerine dayanacakları, onun yeterli olmadığı konularda başka ulusların kabul ettiği çözümlerden yararlanmaları öngörülüyordu. Komisyon üyelerinin şeriat kurallarından ayrılmaz gözükmeleri, bu arada yeni düzenlemelerde batı hukukunun örnek alınmasına ilişkin görüşlerin yoğunlaşması sonucu, bu komisyonlar dağıtıldı.

19 Mayıs 1924′de yeniden oluşturulan komisyonların çalışmalarına ilişkin yönetmelikte, bu kez, gerekirse “batı milletlerinin kanun ve eserlerinden icap eden esasların alınması” ibaresi yer aldı. Ancak bu komisyonların hazırladığı yasalar da, yetersiz ve çağdaş olmaktan uzak bulundu; bunlarla ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde bir hukuk sisteminin yaratılamayacağı anlaşıldı.

Batılı ülkelerin medeni kanunları incelendikten sonra Medeni Kanun’un hazırlanmasında, İsviçre Medeni Kanun’u esas alındı. 1912′de yürürlüğe giren İsviçre Medeni Kanunu, dilinin basitliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile düzeni içermesi ve hakime takdir yetkisi vermesi nedeniyle benimsendi.

Fransız Medeni Yasası, eskimiş kabul edildi, Avusturya Medeni Yasası, “mutlakiyetçi” anlayışını yansıtır nitelikte bulundu. Alman Medeni Yasası ise, çok teknik bir metin olarak görüldü.

Türk Medeni Kanunu Tasarısının hazırlanması için hukukçu milletvekillerinden, öğretim üyeleri, yargıç ve avukatlardan oluşan 26 kişilik bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, İsviçre Medeni Kanunu’nu Türkçe’ye çevirdi ve yeni bir metin oluşturdu.

Komisyonun hazırladığı taslak, 20 Aralık 1925′de Bakanlar Kurulu’nda (3. İnönü Hükümeti) görüşülerek kabul edildi.

Tasarının genel gerekçesi, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından kaleme alındı. Bozkurt, gerekçede, “Cumhuriyet, Türk adaletinin karışıklıktan, yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarılmasını devrimin ve yüzyılımız uygarlığının gereklerine uyan yeni bir Türk Medenî Kanunu’nun hızla vücuda getirilmesini ve uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır” dedi.

Tasarı, Meclis Adalet Komisyonu’nda hiçbir değişikliğe uğramadan kabul edildi.

Genel Kurul görüşmelerinde tasarının madde madde ele alınması önerildi. Ancak Adalet Bakanı Bozkurt, yasanın bir bütün olduğunu, bu nedenle tümüyle görüşülmesi gerektiğini belirterek, bu öneriye karşı çıktı. Tasarı, kısa bir görüşmeden sonra, 17 Şubat 1926′da kabul edildi. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yasa, 6 ay sonra, 4 Ekim 1926′de yürürlüğe girdi.

Bu yasayı, devamı niteliğinde görülen Borçlar Yasası izledi. Aynı komisyon, İsviçre Borçlar Yasası’nı Türkçe’ye çevirdi ve tasarı haline getirdi. 22 Nisan 1926′da kabul edilerek 8 Mayıs 1926 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yasa, Medeni Kanun ile aynı tarihte yürürlüğe girdi.

Kanunun Türk Kanunu Medenisi’nden en büyük farklarından biri dilidir. Madde metinlerinin yazımında daha sade bir dil kullanıldı. Kanunla getirilen yeniliklerden Türk kamuoyunda en çok tartışılanlarından biri, evlilikte mal rejimlerine ilişkin düzenleme oldu. Eski kanunda mal ayrılığı yasal mal rejimi kabul edilmekteyken, bu kanunla birlikte edinilmiş mallara katılma, yasal mal rejimi haline geldi.

“Medeni” ve “Borçlar” yasalarının yürürlüğe konulması, Avrupa’da büyük yankı uyandırdı. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Lozan Antlaşması çerçevesinde (Adaletin Yönetimine ilişkin açıklama – 24.7.1923) Türkiye’de danışman olarak bulunan hukukçu Sauser Hall, “Türkiye’de Avrupa Hukukunun Benimsenmesi” adlı yapıtında, “İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez. Bir ülkede ve bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur” değerlendirmesinde bulunmuştu. (*)İslam Hukuku üzerine çalışmalar yapan fransız hukukçu Kont Ostrorog’a göre de Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabulü, Ortadoğu tarihinde, İslam Dininin kabulünden bu yana en önemli olaylardan biridir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir